
Öcalan’ın İmralı’da son bir buçuk yılda verdiği mesajları yan yana koyunca ortaya bir “çelişki” tablosu çıkmıyor.
Ancak daha önemli bir durum var:
Söylemin siyasal merkezi değişiyor. Başlangıçta silahlı örgütün tasfiyesi ve demokratik siyasete geçiş öne çıkarken, son görüşmelerde Öcalan’ın yeniden siyasal ve örgütsel kurucu özne olarak öne çıktığı görülüyor….
Bu nedenle birkaç tarihe bakılarak daha iyi anlaşılabilir.
27 ŞUBAT 2025
Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının temel mantığı son derece açıktır:
Silahlı mücadele tarihsel ömrünü tamamlamıştı. Öcalan, bütün grupların silah bırakmasını ve PKK’nın kendisini feshetmesini istedi.
Ardından gelen açıklamalarda ayrı devlet, federasyon ve idari özerklik gibi modellerin artık çözüm olarak görülmediği ortaya konuldu.
Örgütün varlık nedeni ortadan kalkıyor, mücadelenin ağırlık merkezi silahlı yapıdan demokratik siyasal mücadeleye kaydırılıyordu.
PKK siyasal terminolojisi ile söylersek burada bir örgütsel tasfiye ve mücadele biçimi değişikliği ilan ediliyordu. Silahın yerine siyaset, örgütsel hiyerarşinin yerine demokratik mücadele konuluyordu…
27 MART 2026
Yaklaşık on üç ay sonra, 27 Mart 2026’da yapılan görüşmede Öcalan aynı çizgiyi daha ileri götürdü, teorik bir çerçeveye oturttu. 27 Şubat 2025 çağrısını, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçiş olarak tanımladı.
PKK’nın feshi ile silahlı mücadele stratejisinin sona ermesinin sadece örgütsel değil, zihinsel kopuş olduğunu söyledi. Cumhuriyetle “zihnen barışma” kavramını kullandı. Bu önemliydi. Çünkü burada tasfiye edilen yalnızca silahlı bir örgüt değil, yarım yüzyıllık bir siyasal stratejinin kapandığı ilan ediliyordu.
Dolayısıyla Şubat 2026’ya gelindiğinde 27 Şubat çizgisinden geri dönüş değil, tersine onun teorik olarak tahkim edilmesi söz konusuydu…
20 TEMMUZ 2026
İmralı’daki 20 Temmuz görüşmesinden sonra açıklanan mesajda da kopuş görünmüyor.
Öcalan açıkça “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı” olduğunu söyledi ve silahların tamamen devreden çıkarılmasını, Türk-Kürt birlikteliğinin hukuki güvenceye kavuşturulmasını, demokratik cumhuriyet içinde eşit yaşamı savundu.
Bu tarihte siyasal mücadele artık başka aşamaya taşınıyordu:
İsyandan entegrasyona, silahlı örgütten hukuki-siyasi mücadeleye…
Marksist kavramlarla söylersek, eski mücadele aracının tasfiyesinden sonra yeni dönemin siyasal üst yapısının nasıl kurulacağı tartışılmaya açtı.
Buraya kadar çizgi büyük ölçüde tutarlı.
2 AĞUSTOS 2026
Fakat Ağustos görüşmesiyle birlikte ilginç bir kırılma belirdi.
Kamuoyuna yapılan resmî açıklamada yine demokratik cumhuriyet, hukuk ve demokratikleşme vurgusu var.
Ancak daha sonra yayımlanan görüşme notlarında Öcalan’ın kullandığı dil farklılaşıyor.
Örgütsel yapının ve ideolojik programın yeniden düzenleneceğini söylüyor ve kendisinin organize edeceği “Demokratik Toplum ve Cumhuriyet Hareketinden” söz ediyor. Ardından çok daha siyasi bir cümle geliyor:
-“Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer.”
Üstelik “Biz AKP’lilerle değil, devletle demokratik hukuk çözümünü tartışıyoruz” diyor.
İşte tartışılması gereken asıl değişim burada.
TASFİYEDEN YENİDEN KURULUŞA
27 Şubat 2025’in Öcalan’ı, örgütün kendisini feshetmesini istiyordu.
Ağustos 2026’nın görüşme notlarındaki Öcalan ise artık yeni bir hareketi kendisinin organize edeceğini söylüyor!
Birincisinde siyasal alanın önünü açmak için örgüt geri çekiliyor.
İkincisinde Öcalan yeniden siyasal alanın merkezine yerleşiyor.
Bu mutlaka “PKK yeniden kuruluyor” anlamına gelmez. Böyle bir sonuç çıkarmak eldeki metinlerin söylediğinden fazlasını söylemek olur. Ama ortada önemli bir siyasal soru var:
Tasfiye edilen eski örgütsel merkezin yerine yeni bir siyasal merkez mi kuruluyor?
Sorun yalnızca isim değiştirmek değil. Bir hareket silahlı örgütlenmesini tasfiye ederken karar alma, temsil ve siyasal yönlendirme mekanizmalarını da demokratikleştirmiyorsa, silah ortadan kalksa bile merkeziyetçi siyaset anlayışı varlığını sürdürebilir…
Öcalan’ın son sözlerini önceki çağrılarından ayıran asıl mesele belki de budur:
Silahlı örgütün sonu ilan edilirken, Öcalan’ın siyasal liderliği sona ermiyor tersine yeni dönemin kurucu merkezi olarak yeniden tanımlanıyor…
Asıl tartışılması gereken, PKK’nın hangi adla devam edip etmeyeceğinden çok, silahların sustuğu yeni dönemde siyasal iradenin kimde toplanacağıdır. Bir örgütün tasfiyesi, o örgütün yarattığı siyasal merkeziliğin de tasfiye edildiği anlamına gelmez.
Belki de Öcalan’ın son bir buçuk yıldaki sözlerinin asıl röntgeni tam burada çekiliyor:
Silahlı dönem kapanırken, Öcalan’ın siyasal ağırlığı azalıyor mu, yoksa başka bir biçimde yeniden mi kuruluyor?
Cemile Y. Çetin
Odatv.com






